John Beebe’nin tipoloji modelinde kişilik iki temel eksen üzerine inşa edilir: dikey “omurga” (baskın–aşağı işlev) ve yatay “kollar” (yardımcı–tersiyer işlev). Baskın ve aşağı işlevler kimliğin dramatik merkezini, yani “Ben kimim?” sorusunu taşırken, yardımcı ve tersiyer işlevler toplumsal alanla ilişkiyi, “Başkalarıyla nasıl ilişki kuruyorum?” sorusunu temsil eder.
Beebe bu iki işlevin oluşturduğu ekseni şöyle tanımlar:
“Yardımcı ve tersiyer işlevlere döndüğümüzde, onların da dikey omurgaya çoğu zaman çapraz çubuk olarak çizilmiş bir ekseni tanımladıklarını görürüz… Bu yatay ekseni yaratan işlevler kimlik sorunlarından çok başkalarına ilgi göstermek ve onların gösterdiği ilgi hakkındadır.”
(Beebe, Psikolojik Tipte Enerjiler ve Örüntüler, s. 219)
Bu “kollar” kişiliğin dış dünyaya uzanan yönüdür; dokunmak, temas etmek, etkileşimde bulunmak içindir. Yatay eksen, dikey eksendeki kahraman–anima trajedisinden farklı olarak, gündelik ilişkilerin, bakımın, uyumun ve etkileşimin sahnesidir.
Yardımcı İşlev: Ebeveyn Arketipi Olarak Koruyucu Bilinç
Beebe, yardımcı işlevi “ebeveyn” (parent) arketipiyle ilişkilendirir. Bu işlev, başkalarının gelişimine rehberlik eder; öğretir, korur, yön gösterir. Onun enerjisi tragedik değil, düzenleyicidir:
“Yardımcı işlev anne baba gibidir; başkalarının gelişimine öncülük eder ve çoğu zaman onların rol modeli gibi davranır… Başkalarının daha kırılgan yanlarına kendi gücünü koruma olarak sunar.”
(Beebe, s. 220–221)
Yardımcı işlev, kahramanın idealizmini toplumsal düzlemde uygulanabilir kılar. Kahraman “kim olduğunu” ispatlamaya çalışırken, ebeveyn “nasıl davranılması gerektiğini” gösterir. Bu nedenle, yardımcı işlevin olgunlaşması, bireyin topluma katkı verme kapasitesini belirler. Ancak aynı zamanda, bu işlevin gölgesinde “fazla koruma” ve “öğreticilikle baskılama” riski bulunur: kişi başkalarının gelişimini yönlendirmeye çalışırken kendi gelişimini durdurabilir.
Tersiyer İşlev: Puer Aeternus’un Çocukça Özerkliği
Tersiyer işlevin arketipsel karşılığı puer aeternus, yani “ebedi çocuk”tur. Beebe, von Franz’ın bu kavramını tipolojiye entegre ederek, bireyin gelişim sürecinde takılı kalabileceği içsel figürü tanımlar.
Von Franz’a göre:
“Puer aeternus, bir tür sahte bireyciliği ilan eden birisidir… hem aşağılık duygusu hem de sahte bir üstünlük duygusu nedeniyle başkalarına karşı kibirli bir tutum içindedir.”
(Beebe, s. 102)
Bu figür, büyümeyi reddeden bilinci temsil eder. “Sahte bireycilik” burada özgünlük sanrısıdır: kişi kendini farklı ve özel hisseder, ama aslında gelişmemiş işlevinin esiridir. Puer, sınır koymayı reddeder çünkü sınır kabul etmek kendi eksikliğini görmek demektir. Bu nedenle “uyum sağlamamak” onun direniş biçimidir — ama aynı zamanda gelişimin önündeki engelidir.
Kibir, bu figürde kırılganlığın zırhına dönüşür. Dışarıdan özgüven gibi görünen şey, aslında aşağılık duygusunun maskesidir. Bu maskenin ardında “hiçbir şeyin yeterince doğru olmadığı” hissiyle tanımlanan kronik tatminsizlik yatar.
Yardımcı ve Tersiyer Arasındaki Dans
Beebe’ye göre yardımcı işlev ile tersiyer işlev arasında daima karşılıklı bir çekim vardır. Puer, ebeveynin sıcaklığına hem hayranlık duyar hem de onu kendi rahatına uygun biçimde eğip bükmeye çalışır. Bu ilişki “ebeveyn–çocuk” diyalektiğidir. Yardımcı işlevin olgunluğu, puer figürünü ya disipline eder ya da besler.
Olgun bir sistemde, yardımcı işlev puer’in enerjisini üretken biçimde kanalize eder: oyun, yaratıcılık, içsel gençlik haline dönüştürür. Ancak dengesiz sistemlerde, puer ebeveynin onayına bağımlı hale gelir veya onun rehberliğini reddederek kendi özgünlüğünü taklit eder.
Bu etkileşim, kişiliğin sosyal yönünü belirler. Dikey eksende kahraman–anima bireyin içsel bütünlüğünü kurarken, yatay eksen başkalarıyla ilişkide duygusal esneklik ve sosyal dengeyi kurar.
Yetişkinliğe Geçişin Arketipsel Bedeli
Yardımcı ve tersiyer işlevler, bireyin toplumsal olgunlaşmasının psikodinamik eksenidir. Birinin “ebeveynliği” diğerinin “çocukluğu” ile sürekli pazarlık içindedir. Bu iki işlevin sağlıklı etkileşimi, hem bireysel özgünlüğü hem de toplumsal uyumu mümkün kılar.
Beebe’nin yapısı, Jung’un tipolojisini yalnızca bilişsel değil, varoluşsal bir drama haline getirir: Kahraman ve anima bilincin trajedisini, ebeveyn ve puer ise insanın sosyal olgunlaşmasının komedisini sahneler.
Bu yüzden, Beebe’nin dediği gibi, kişiliğin kolları dünyaya uzanır; biri rehberlik eder, diğeri oyun oynar. Ve bu ikisinin dengesi, bireyin hem başkalarıyla ilişkisinde hem kendi benliğiyle barışında ölçü olur.
Leave a ReplyCancel reply