Bolen’in Tanrıça Arketipleri: Kadın Psikolojisine Yeniden Bakış

Jean Shinoda Bolen’in 1984’te yayımlanan Goddesses in Everywoman kitabı, Jungçu arketipsel psikoloji ile ikinci dalga feminizmin çakıştığı bir dönemde yazılmıştır. Bolen, döneminin feminist psikiyatristlerinin çoğunun Jungçu düşünceyi kuşkuyla izlediğini, Jungçu analistlerin ise feminist politikayı kendi uğraş alanlarının dışında gördüğünü bizzat not eder. Bu iki dünya arasında mekik dokumak ona bir perspektif kazandırır: kadın psişesini ne salt kültürel koşullanmaya ne de salt biyolojik içgüdüye indirgemeden, ikisi arasındaki gerilim alanı olarak kavramlaştırmak.

Bolen’in teorik çerçevesini anlamak için önce arketip kavramının buradaki kullanımını netleştirmek gerekir. Jung’a göre arketipler, kolektif bilinçdışında — bireyin değil türün birikimine ait o derin katmanda — saklı olan davranış kalıplarının önceden belirlenmiş yapılarıdır.

Bolen bu temel kavramı olduğu gibi almakla birlikte onu yeniden çerçeler. Tanrıçalar, kadınların ne olduğunu değil, kadınlarda neyin zaman zaman etkinleştiğini temsil eder. Ve etkinleşme, doğanın kör bir dayatması değil; aile ortamının, kültürel baskının, hormonların, seçilen pratiklerin ve tesadüfi karşılaşmaların kesiştiği bir süreçtir.

Bu, önemli bir epistemik hamledir. “Kadın doğası” hakkındaki her türlü özcü iddiayı içeriden boşaltan bir çerçevedir: aynı arketipsel potansiyeli taşıyan kadınlar, farklı bağlamlarda radikal biçimde farklı yollara girer. Hera arketipi bir kadında evlilik kurumuna derin bağlılık olarak tezahür edebilir; bir başkasında patriarkal bir pratiğe içselleştirilmiş boyun eğme olarak. Bunlar aynı şey değildir.

Üç Kategori, Üç Bilinç Kipi

Bolen yedi tanrıçayı üç işlevsel kategoriye ayırır.

Bakire tanrıçalar — Artemis, Athena, Hestia — one-in-herself ifadesiyle betimlenir; kendi başına tam, erkeğin onayıyla ya da varlığıyla tamamlanmayan bir kadın özlüğü. Buradaki “bakirelik” cinsel değil, epistemik bir niteliktir: başkasının yargısına göre şekillenmemiş bir iç değerler sistemi. Odaklanmış bilinç (focused consciousness) bu grubun paylaştığı bilişsel özelliktir — bir spot ışığı gibi, ilgilenilen şeyin dışını karanlıkta bırakan yoğun dikkat kapasitesi.

Kırılgan tanrıçalar — Hera, Demeter, Persephone — ilişki odaklı arketipleri temsil eder. Bu üçünün kimliği ve refahı önemli bir bağın varlığına koşulludur; bağ koptuğunda psişik çöküş gelir. Mitolojide bu üç figür de tecavüze, kaçırmaya ya da aşağılamaya maruz kalmıştır. Bolen bu noktayı geçiştirmez: söz konusu mitolojik örüntüler, ataerkil bir tarihin kadın psişesinde bıraktığı izin sembolik kaydıdır.

Simyacı tanrıça Aphrodite ise tek başına bir kategoridir. Ne bakire tanrıçalar gibi ilişkiden bağımsızdır ne de kırılgan tanrıçalar gibi ilişkide erir. İlişkiyi dönüşüm aracı olarak yaşar: kalıcı bağlanma için değil, derinleşme, yaratma ve yeni yaşam üretme için. Bolen burada Jungçu teoriye özgün bir katkı sunar: odaklanmış ve difüz bilincin ötesinde, Aphrodite bilinci adını verdiği üçüncü bir bilinç kipini tanımlar — tiyatro sahne aydınlatmasına benzettiği, hem odaklı hem etkilenmeye açık, hem veren hem alan bir dikkat kalitesi.

Freud ve Jung’a İtiraz

Freud’un kadın psikolojisi teorisini Bolen kısaca ama etkili biçimde çözümler: anatomik eksiklik üzerine kurulmuş, kadını olmayan şeyle tanımlayan, penisin istenmesini normalliğin ölçütü sayan bir yapı. Erkeklik kompleksi tanısı — başarılı, özgüvenli, dünyaya etkin biçimde katılan kadınları patoloji kategorisine sokan o tanı — bu yapının doğrudan sonucudur.

Jung, Freud’dan daha az indirgemeci olmakla birlikte, farklı bir sorun taşır. Kadınların düşünceli, etkin ve nesnel olabildiği durumlarda bunun özgün bir dişil kapasite değil, animus‘un — bilinçdışındaki eril karşı kutbun — devreye girmesi olduğunu savunur. Yani güçlü bir kadın düşüncesi, teori gereği, kadının kendisine değil içindeki erkek öğeye atfedilir. Jung bunu şöyle ifade etmiştir:

“Erkeklere özgü bir mesleği seçerek, bir erkek gibi okuyup çalışarak, kadın, kadınsı doğasına tam olarak uymayan, hatta doğrudan zarar veren bir şey yapmaktadır.”

Bolen bu pozisyonu reddeder: Artemis ya da Athena arketipindeki bir kadın, erkeksileşmiş değildir; kendi özgün dişil arketipiyle uyumlu hareket etmektedir.

Hem Freud hem de Jung, evrensellik iddiasıyla sunarken aslında belirli bir kadın tipini — ilişkisel, pasif, bağımlı — merkezine alır. Bolen buna karşı çoğulcu bir dişil psikoloji inşa eder. “Normal kadın” tekil bir yapı değildir; tanrıçalar, normalliğin çoğulluğunu temsil eder ve bu çoğulluğu görünür kılmak kendi başına bir siyasi eylemdir.

Discover more from filomela

Subscribe now to keep reading and get access to the full archive.

Continue reading