Yıkım ve Yaratım: Spielrein’in Psikanaliz Mirası

Freud’un ölüm dürtüsü kavramı 1920’de yayımlandı. Ama aynı argüman — daha net, daha yapısal, daha az metafizik — 1912’de bir kadın tarafından yazılmıştı. Sabina Spielrein’ın “Var Olma Nedeni Olarak Yıkım” başlıklı makalesi psikanaliz tarihinin en sistematik biçimde görmezden gelinen metinlerinden biridir. Spielrein, Jung’un eski hastası ve kısa süreli sevgilisiydi; bu biyografik gürültü, teorik katkısının üzerini onlarca yıl örttü.

Kaygının Kaynağı Bastırma Değil

Spielrein’ın makalesi tek bir soruyla açılır: Neden en güçlü dürtü — üreme dürtüsü — doğal olarak beklenen hazla birlikte kaygı ve iğrenme de üretir? Freud’un cevabı biliniyordu: çocukluktan gelen bastırma, cinselliğe yüklenen suçluluk, sosyal yasaklar. Spielrein farklı bir şey söylemişti.

Kaygı cinsel dürtüye dışarıdan eklenmez. O dürtünün içindedir. Çünkü üreme, biyolojik düzeyde bireysel bütünlüğün çözülmesini gerektirir:

“Döllenme bireyin bu önemli özlerini imha eder… Organizma, cinsel ürününü herhangi bir boşaltım gibi tahliye eder. Bireyin bu içsel yıkıcı-yeniden yapılandırıcı olayları ve onlara eşlik eden duyguları biraz olsun tahmin edememesi ihtimal dahilinde değildir.”

Bu, cinsel dürtüyü salt haz mekanizması olarak tanımlayan yaklaşıma doğrudan bir itiraz. Dürtünün yapısında bir çatışma var: var olma isteği ile yıkım zorunluluğu aynı anda, ayrılamaz biçimde içiçe. Kaygı bu çatışmanın semptomudur — patolojik değil, zorunlu.

Ego’nun Çözülmesi Olarak Üretim

Spielrein argümanı bireysel psikoloji düzlemine taşıdığında daha radikal hale gelir. Jung’tan aldığı bireysel psişe / kolektif psişe ayrımını özel bir gerilim modeline dönüştürür.

Bireysel psişe mevcut ego formunu korumak ister — Spielrein buna “atalet” der. Kolektif psişe ise ego’yu çözmek, kişisel içeriği arkaik kolektif imgelere dönüştürmek ister. Bu iki eğilim arasındaki çatışma patolojik değildir; her üretici eylemin — aşkın, sanatın, düşüncenin — motoru budur:

“Kişisel bir deneyimin bir sanat eseri, bir rüya veya bir patolojik sembolizm biçiminde çözülmesi ve asimile edilmesi, bunu bir tür kolektif deneyimine dönüştürür ve ‘ben’den bir ‘biz’ yapar.”

Yaratma eylemi ego’nun kısmi feshini gerektirir. Sevgi ego’nun sevilen içinde çözülmesini. İletişim kişisel olanın kolektif simgeye dönüştürülmesini. Yıkım olmadan hiçbiri mümkün değildir.

Spielrein burada yalnızca psikolojik bir gözlem yapmıyor. Üretimin —her türden üretimin— ontolojik koşulunu tarif ediyor.

“Nietzsche için sevgi ve bilgi hem güneş hem de denizin derinliklerini kendi içine çekmekten ibarettir.”

Spielrein bu soyut modeli Nietzsche üzerinden somutlaştırır ve bu bölüm metnin en keskin kısmıdır. Zerdüşt’ün güneş-deniz imgelemini analiz eder.

Spielrein’ın yorumuna göre Nietzsche, libidosunu bir dış nesneye yöneltemeyen, dışsal ilişki kuramayan, anneyle (kolektif psişeyle) oto-erotik bir birleşimde sıkışan bir öznedir. Bu birleşme onu hem anne hem çocuk yapar; hem dişi hem eril. Hem yutan hem yutulmuş.

Bu analiz yalnızca Nietzsche hakkında değildir. Dışsal nesneye yönelemeyen libidonun kendi üzerine kapandığında ne ürettiğini, bu kapanışın oto-erotizm ile yaratıcı dürtü arasındaki sınırı nasıl bulanıklaştırdığını gösterir. Ve bu sınırın bulanıklaşmasının sonucunun her zaman trajik olmadığını — ama her zaman yıkıcı bileşen içerdiğini — vurgular.

Kanıt Olarak Mitoloji

Makalenin üçüncü bölümü biyoloji ve psikoloji argümanını mitolojik malzemeyle destekler. Spielrein’ın metodolojisi burada açık seçiktir: bilinçdışı imgeler mitolojide dışavurulur ve mitoloji analiz edildiğinde üreme dürtüsünün yıkım bileşeni yapısal olarak tekrar eder.

Hayat Ağacı hem yaşam verir hem ölüm getirir. Tohum çürümeden filizlenmez. Mesih’in çarmıha gerildiği haç bu ağaçtan yapılmıştır:

“Mitolojik imgelerde gömmek, döllemektir.”

Kurban ritüelleri aynı yapıyı takip eder: birey kendisini değil bir ikameyi fesheder, böylece yeniden doğuşu tetikler. Bu ritüeller keyfi değil; psişenin kendi işleyişinin kültürel ifadeleridir.

Spielrein şemayı şöyle kapatır: cinsel ilişki = üreme = doğum = kastrasyon. Bu dörtlü eşitlik skandal gibi görünebilir ama mantığı tutarlıdır — hepsi aynı yapısal gerçeği farklı düzlemlerde ifade eder. Yeninin ortaya çıkması eskinin çözülmesini gerektirir.


Spielrein’ın tezini bir cümleyle özetlemek mümkün: yıkım, var olmanın koşuludur; dürtünün içinde hem üretici hem imha edici bileşen yapısal olarak birlikte bulunur ve bu birliktelik patolojinin kaynağı değil, üretimin kaynağıdır.

Freud bu fikri 1920’de “Haz İlkesinin Ötesinde”de yeniden keşfetti — ya da Spielrein’dan aldı ve hiç atıfta bulunmadı. Tarih kaydı açık: mektuplar, notlar, sunum tutanakları mevcut. Spielrein o sunumları yapmış, Freud ve Jung o odalarda oturmuştu.

Discover more from filomela

Subscribe now to keep reading and get access to the full archive.

Continue reading