“…iki tipe daha önce tartışılan nedenlerle, yani yaptıkları ya da yapmadıkları akli yargıya değil, algının katıksız yoğunluğuna dayandığı için akıldışı diyorum… bu tiplere “mantıksız” diye bakmak, çok yanlış olur. Onlara, en üst derecede ampirik demek daha doğrudur.” der (Psikolojide Tipler, s. 389).
Jung’un terminolojisinde akıldışı işlevler (irrational functions), yargıdan (judgment) değil, algıdan (perception) doğan işlevlerdir. Yani bu tipler dünyayı “anlamak” yerine onu deneyimler; doğrudan yaşar, gözlemler, sezgisel olarak kavrar. “Akli tipler” (Te, Fe, Ti, Fi) dünyayı anlamlandırmaya, kategorize etmeye çalışırken, “akıldışı tipler” (Se, Ne, Si, Ni) dünyayı görür ve hisseder. Bu yüzden Jung onların akıldışı olduğunu söylerken, “yargısız olduklarını” kastediyor, “mantıksız” olduklarını değil. Cümlenin “onlara en üst derecede ampirik demek daha doğrudur” kısmı tam da bu yüzden önemli: Se ve Ne, gerçekliğe doğrudan maruz kalırlar. Deneyimin kendisini bir tür “veri” olarak işlerler. Se için bu veri duyuların maddi yoğunluğudur; Ne için ise olasılıkların, potansiyellerin akışıdır. Yani biri dünyayı şimdi ve burada algılar, diğeri henüz olmamış olanın kokusunu alır. Jung’un ince ironisi şurada: Bu iki tipin “akıldışı” olması, aslında onları “gerçekliğe en yakın” hale getirir. Mantık soyutlar; algı ise yaşar.
Leave a ReplyCancel reply