Sonsuz Olasılığın Bedeli: Jung’da Dışadönük Sezgi

“…(dışadönük) sezgi de en geniş imkan yelpazesini anlamaya çalışır, çünkü ancak tasavvur edilen imkanlar sezgiyi tam olarak tatmin eder… Dışadönük sezgiyi nesne yönlendirdiği için, dış durumlara belirgin bir bağımlılık vardır ama duyum tipinin bağımlılığından tamamen farklıdır bu… oluşum aşamasında bulunan her yeniliğin kokusunu alan keskin bir burnu vardır. Hep yeni imkanlar aradığı için, istikrarlı koşullar onu boğar… Gelecek vadeden her azınlığın doğal savunucusudur. Nesnelerden çok insanlara yöneldiğinde, onların yeteneklerine ve potansiyellerine sezgileriyle tanı koyabildiği için, insanları “yaratabilir” de. Herhangi bir yenilik için cesaret esinleme ya da coşku uyandırma kapasitesi rakipsizdir, gerçi ertesi günü çoktan buna dirsek çevirmiş olabilir… Olduğu yerde kalsaydı emeklerinin meyvelerini toplardı; ama başkaları toplaşıp hasat yaparken o yeni ektiği tarlalarını bırakıp yeni bir imkanın peşinden koşmalıdır hep.” (Psikolojide Tipler, s. 386-387-388).

Dışadönük sezgi tipi (Ne) tam anlamıyla “oluş halinin avcısı”dır. Onun nesneye yönelimi, duyum tipinde olduğu gibi mevcut gerçekliği yaşamak için değil, o gerçeklikte gizli olan olasılıkları sezmek içindir. Duyum tipinin gözünde elma bir elmadır; sezgi tipinin gözünde o elma binlerce potansiyelin taşıyıcısıdır: yeni bir tat, yeni bir fikir, yeni bir hikaye. Ama Jung’un uyarısı keskindir: bu tipin kaderi, hiçbir yerde uzun süre kalamamasıdır. Bir olasılık gerçekleşir gerçekleşmez, cazibesini kaybeder; çünkü artık “oluş” değil, “olan” olmuştur. Bu yüzden Ne tipi sürekli yeni bir ihtimal kokusunun peşinde sürüklenir, tıpkı rüzgarın yönüne göre sürekli yön değiştiren bir alev gibi. “Her azınlığın savunucusu” kısmı da çok karakteristiktir. Çünkü Ne’nin radarında hep marjinal, bastırılmış, kimsenin henüz yatırım yapmadığı fikirler parıldar. Fakat bu savunuculuk, çoğu zaman kalıcılıktan yoksundur; ertesi gün başka bir devrimin potansiyelini sezer ve yelkeni oraya çevirir. Yani Jung’un gözünde dışadönük sezgici, dünyayı nihai sonuçlar üzerinden değil, ham potansiyellerin kokusuyla yaşar. Bu da onu büyüleyici olduğu kadar yorucu bir varlık yapar. Neyin mümkün olabileceğine tutkuyla bağlıdır. 

“…sezgisel aniden kendini hayli uygunsuz bir kadının -ya da kadının durumunda, uygunsuz bir erkeğin- tuzağına düşmüş bulduğunda, bunlar kendilerini hissettirir, çünkü bu insanlar arkaik duyumlara neden olurlar… Bu tür vakalar duyum tipi gibi sezgiselin de yatkın olduğu bizatihi zorlanım semptomlarıdır… aşırı zor algılanan muhakemeler, kılı kırk yaran diyalektikler, duyumla nesnenin oluşturduğu zorlanımlı bir bağ içinde nevrotik zorlanımların kurbanı olur.” (Psikolojide Tipler, s. 388).

Jung burada sezgisel tipin bilinçdışıyla baş etme biçimini anlatıyor. Ne kadar büyüleyici bir şekilde “yeni olasılıkların kahini” olsa da, bu tipin bastırdığı şey duyumdur; yani beden, haz, nesnenin çıplak gerçekliği. Ve bastırılan şey, huzur içinde uyumaz. O “uygunsuz kişi” motifi tam da bunun dışavurumu: sezgisel, aklının kabul edemeyeceği derecede somut, arzulu, hatta bayağı bir nesneye takılır. Çünkü o kişi, onun bilinçdışında gömülü kalmış duyusal arkaizmleri uyandırır. Jung’un dilinde bu bir “zorlanım semptomu”dur; modern dille söylersek, bastırılmış bedensellik geri döner ve sezgiselin soyut ufkuna çamurlu bir çizik atar. Sonraki cümledeki “aşırı zor algılanan muhakemeler” kısmı da, sezgiselin tipik savunma mekanizmasıdır: kendini soyut analiz, diyalektik, sonsuz olasılık döngüsüne gömer. Çünkü böyle yaparak o somut, bedensel, “tehlikeli derecede gerçek” olanla yüzleşmek zorunda kalmaz. Jung’un gözünde bu, sezginin özgürlükle patolojik arasında salındığı noktadır: yaratıcı olduğu kadar nevrotik, büyüleyici olduğu kadar kaçak. Kısacası, sezgiselin trajedisi şu: potansiyeli sonsuz biçimde görür ama potansiyelin gerçekleştiği her anı kayıp gibi yaşar. Nesneyle kurduğu her bağ, bir “oluş”u “olmuş”a dönüştürdüğü için acı verir. 

Discover more from filomela

Subscribe now to keep reading and get access to the full archive.

Continue reading