2009 yılının Haziran ayında Something Awful forumlarında bir kullanıcı, “Paranormal fotoğraflara gerçekçi eklentiler yapın” başlıklı bir yarışmaya katıldı. Eric Knudsen takma adıyla gönderdiği iki fotoğrafta, arka planda duran olağandışı uzun, kolsuz bir figür vardı. Altına birkaç satır açıklama ekledi: çocukların kaybolduğuna dair tanıklıklar, çarpıtılmış ağaç gövdeleri, bellekte oluşan boşluklar. Birkaç gün içinde başkaları da katkıda bulunmaya başlamıştı. Slenderman doğmuştu.
Ama aslında doğmamıştı — hatırlanmıştı.
İnternet, uzun süre kolektif bilinç metaforuyla anlatıldı: paylaşılan bilgi, şeffaf iletişim, dağıtık akıl. Bu anlatı yanlış değil, ama eksik. Ağ aynı zamanda — belki daha çok — kolektif bilinçdışına benziyor: kontrolsüz, anonim, bastırılmış psişik malzemenin serbestçe dolaştığı, biçimler bulduğu, çoğaldığı bir alan. Ve kolektif bilinçdışı her zaman mitler üretir.
Slenderman: Gölge’nin yüzsüz yüzü
Jung, Gölge’yi şöyle tanımlar: bireyin bilincinin kabul etmek istemediği, bastırılmış, reddedilmiş ve karanlıkta tutulmuş her şey. Gölge bir içerik değil, bir yapıdır; kişinin kendine dair bilinçdışı kalan boyutlarının tümünü barındıran psişik bir katman. Ve Gölge, her zaman bir biçim arar. Tarih boyunca bu biçim değişmiştir: şeytan, vampir, kurt adam, karanlıktaki yabancı. Her kültür, kolektif bilinçdışındaki bastırılmış malzemeyi farklı bir imgede somutlaştırmıştır. Slenderman ise bu geleneğin dijital çağdaki tezahürüdür — ama kendine özgü, çarpıcı bir farkla: yüzü yoktur.
Bu yüzsüzlük tesadüf değil, yapısal bir zorunluluktur. Yüz, bireyselleşmeyi getirir; bireyselleşme ise sınırlamayı. Oysa Gölge evrensel olmak zorundadır — herkese ait, kimseye özgü olmayan bir korku. Slenderman’ın yüzü olsaydı, bir kişinin korkusu olurdu. Yüzü olmadığı için herkesin korkusudur. Her bakan kendi bastırılmış içeriğini ona yansıtır: ihmal, kontrol kaybı, izlenme, yutulma, kaybolma. Figür bir ayna işlevi görür — ama yansıttığı şeyi göstermez, yalnızca hissettirir.
“Herkesin bir gölgesi vardır ve bu gölge kişinin bilinçli yaşamında ne kadar az yer ederse, o kadar karanlık ve yoğun olur.” — C.G. Jung
Slenderman’ın on yıl içinde kültürel bir figüre dönüşmesi, yaratıcısının dehası sayesinde değil, kolektif katılım sayesinde gerçekleşti. Knudsen bir kıvılcım çaktı; kolektif bilinçdışı ateşi tutuşturdu. Binlerce kişi hikâyeyi genişletti, çizdi, video oyununa dönüştürdü, belgesel yaptı. Her katkı figürü biraz daha “gerçek” hale getirdi. Bu, Jung’un kolektif bilinçdışının işleyişini anlattığı mekanizmanın birebir dijital karşılığıdır: arketip, bireysel bilinçten bağımsız olarak var olmaya devam eder ve kendine katılımcı bulur. Slenderman’a inananlar onu icat etmemişti. Onu hatırlamışlardı.
Creepypasta: ağın sözlü geleneği
Sözlü gelenekte bir hikâye her anlatıldığında biraz değişir. Anlatıcı kendi psişik malzemesini ekler, topluluk doğrular ya da reddeder, zaman içinde hikâye topluluğun kolektif ihtiyacını yansıtan bir forma yerleşir. Masal böyle oluşur; mit böyle büyür. Creepypasta, bu sürecin internet çağındaki versiyonundan başka bir şey değildir — ama hızı ve anonimliği sayesinde çok daha saf, çok daha açık seçik bir kolektif psişik süreç olarak işler.
“Jeff the Killer” önce tek bir görselle başladı: yamuk gülümseyen, yüzünde derin bir hasar olan bir fotoğraf. Sonra biri arka planını yazdı; biri daha genişletti; biri başka bir dile çevirdi. Hikâye her geçişte değişti, ama özü sabit kaldı: bir zamanlar sıradan olan birinin, dönüşüm yoluyla korkutucu olması. Bu, dönüşüm arketipinin en ilkel formudur — insanın insanlığını yitirmesine dair evrensel kaygının anlatılaştırılmış hali. Jeff’in yüzü deforme olmuştur çünkü içi de deforme olmuştur. Dış ve iç, simgede birleşir.
“Ben Drowned” ise farklı bir arketipik korkuya dokunur: teknolojik nesne içinde hapsolmuş ruh. Bir video oyununun içindeki hayalet, dijital çağın atalarla ilgili kaygısının yansımasıdır. Ölüm artık bedenin değil, verinin yok olması olarak deneyimleniyor — ve bu yeni ölüm korkusu yeni mitler üretiyor. “NoEnd House” ise daha da içe dönük bir yapı kurar: her odada gerçeklik bir katman daha soyulur. Bu, dissosiyasyon deneyiminin simgeleştirilmesinden başka nedir?
Creepypasta’nın en özgün yanı, anonim yazarlıktır. Hikayelerin büyük çoğunluğunun yaratıcısı bilinmez ya da önemsizleşir; metin topluluğa aittir, kolektife aittir. Bu, sözlü gelenekteki “anonim halk” kavramının tam karşılığıdır — ama şimdi halk, coğrafyasız ve zamansız. Marie-Louise von Franz, masalların analistte bireysel nevrozdan çok kolektif psişik yapıyı gösterdiğini yazar. Creepypasta da tam olarak böyle işler: bireysel bir obsesyonun değil, kolektif bir kaygının dışavurumudur.
Ve bu dışavurum neden korku biçimini alır? Çünkü bastırılmış psişik içerik, bilince her zaman rahatsız edici olarak geri döner. Korku, bilinçdışının konuşma dilidir. Creepypasta karakterleri şiddetli, deforme, kontrol edilemez — çünkü temsil ettikleri şeyler de öyle. Ağ, bu içeriklerin simgesel alanda kalmasına izin verir: gerçek olmayan ama gerçek hissettiren hikayeler. Psişe için bu yeterince gerçektir.
Ağ, psişenin yeni coğrafyası
İnternet mitleri kaybolmuyor. Slenderman defalarca “çürütüldü”, kaynağı defalarca gösterildi — yaratıcısının forumdaki gönderisini herkes bulabilir. Yine de varlığını sürdürüyor. Çünkü mit, olgusal değil psişik bir yapıdır; doğruluğuyla değil, ihtiyacı karşılayıp karşılamadığıyla ayakta durur.
Ve karşıladığı ihtiyaç eskidir: karanlığı bir forma sokmak, ona bir ad vermek, onunla belirli bir mesafeden ilişki kurmak. Simgesel alan tam da bunun için vardır — Gölge’yi tamamen bastırmak yerine, onu hikâyede tutmak. Belki internet mitlerinin çoğalması bir patoloji belirtisi değil, psişik bir sağlık refleksidir: kolektif bilinçdışı, kendine yeni anlatı kapları arıyor.
Leave a ReplyCancel reply