İçedönüklük Nedir? Dışadönüklükten Farkı ve Yanlış Anlaşılanlar

Bugün “içe dönük” ve “dışa dönük” kavramları çoğu zaman basit kişilik tercihleri gibi anlatılıyor. Popüler kültürde içe dönük kişi yalnız kalmayı seven, dışa dönük kişi ise insanlarla vakit geçirmekten hoşlanan biri olarak tanımlanıyor. Bu kullanım yaygın olsa da, kavramların tarihsel ve teorik anlamını ciddi biçimde daraltıyor. Oysa introversion ve extraversion, modern kişilik düşüncesinin en temel eksenlerinden biridir. Bu ayrımın sistematik biçimde formüle edilmesi ise 20. yüzyılın başında, analitik psikolojinin kurucularından biri olan Carl Gustav Jung ile mümkün hale gelir. Jung açısından mesele sosyallik değil, psişik enerjinin yönüdür.

Jung: Psişik Enerjinin Yönü

Carl Gustav Jung, 1921’de yayımlanan Psychological Types adlı eserinde introversion ve extraversion kavramlarını ayrıntılı biçimde ele alır. Ona göre bu iki kavram, bir kişinin ne kadar sosyal olduğu ile ilgili değildir. Asıl mesele, psikolojik ya da psişik enerjinin hangi yöne yöneldiğidir.

Extraversion durumunda enerji dış dünyaya yönelir. Nesneler, olaylar ve insanlar kişinin yöneliminde daha belirleyici hale gelir. Dış uyaranlar davranışı, dikkati ve değerlendirmeyi daha güçlü biçimde etkiler. Introversion durumunda ise enerji iç dünyaya yönelir. İçsel imgeler, düşünceler, öznel anlamlar ve kişinin kendi referans sistemi daha baskın hale gelir. Dış dünya, doğrudan değil, bu içsel yapı üzerinden değerlendirilir.

Bu nedenle Jung için introversion utangaçlık, extraversion ise sosyallik demek değildir. Bunlar insan psikolojisinin iki temel yönelim biçimidir. Bir kişi oldukça sosyal olabilir ama yine de Jungcu anlamda introvert olabilir; çünkü davranışlarının asıl referans noktası dış dünya değil, kendi içsel değerlendirme sistemidir. Aynı şekilde biri sessiz, geri planda ve az konuşan biri olabilir; fakat zihinsel yönelimi sürekli dış nesnelere, olaylara ve dış koşullara dönükse Jungcu anlamda extravert sayılabilir. Dolayısıyla Jung’un tipolojisi, davranıştan çok yönelimle ilgilidir.

Jung Öncesi Kullanımlar

19. yüzyıl sonlarında bazı psikologlar ve düşünürler, zihinsel süreçlerin içe ya da dışa yönelmesini tarif etmek için benzer ayrımlar kullanmışlardı. Ancak bu kullanımlar dağınıktı; teorik olarak netleşmemişti ve kapsamlı bir kişilik kuramının merkezinde yer almıyordu. Jung’un özgün katkısı, bu terimleri yalnızca adlandırmak değil, onları bütünlüklü bir psikolojik tipler teorisinin temel ilkesi haline getirmekti. Başka bir deyişle Jung, içe dönüklük ve dışa dönüklüğü rastgele gözlemler olmaktan çıkarıp psişik yapının kurucu eksenlerinden biri olarak düşünmeye başladı.

Modern Kişilik Psikolojisine Geçiş

20. yüzyılın ortalarından itibaren kişilik psikolojisi giderek daha ampirik, ölçülebilir ve istatistiksel modellere yöneldi. Bu dönüşümde Hans Eysenck önemli bir rol oynadı. Eysenck, kişiliğin biyolojik temellerini araştırırken extraversion’u temel kişilik boyutlarından biri olarak ele aldı. Daha sonra geliştirilen Beş Faktör Kişilik Kuramında da extraversion, beş temel kişilik boyutundan biri olarak yer aldı. Bu modelde extraversion; sosyal enerji, konuşkanlık, girişkenlik, heyecan arayışı ve olumlu duygulanım gibi özelliklerle ilişkilendirilir.

Burada önemli olan nokta, modern kişilik psikolojisinin Jung’la aynı şeyi söylemiyor oluşudur. Jung, introversion ve extraversion’u insanın dünyayla kurduğu anlamsal ve psişik ilişki biçimi olarak düşünür. Modern modeller ise bu kavramları daha çok davranışsal eğilimler, mizaç özellikleri ve ölçülebilir kişilik boyutları olarak ele alır. Bu yüzden aradaki fark, birinin “doğru”, diğerinin “yanlış” olması değildir. Fark, sordukları sorudadır. Jung “zihinsel enerjinin yönü nedir?” diye sorar. Modern kişilik psikolojisi ise daha çok “bu kişi nasıl davranma eğilimindedir?” sorusuna odaklanır.

Discover more from filomela

Subscribe now to keep reading and get access to the full archive.

Continue reading